Dun gece, bircok gece yaptigim gibi gecenin sukunetini duymak icin balkondaydim. Denizli ovasinda sonmekte olan isiklarina baktiktan sonra gozumu daglara dogru cevirdim. Eskiden zeytin agaclariyla kapli olan bu daglarin etekleri hizla ihtisamda birbiriyle yarisan mustakil evlerle doluyor.  Dun gece baktigimda ise kendini Justinian sanan bir adamin evini gordum. 3 katli evini Aya Sofya gibi spot isiklariyla aydinlatmisti, ve gece 2′de hala acik duruyordu bu isiklar.Nerden geliyordu bu ihtisam meraki? Nerden cikmisti bu Justinian’lar. Bu evlere giren cikanlari gozlemleyen annem bu evlerin turbanli hanimlar ve beyleri tarafindan yaptirilidigini soyluyordu. Bence bunda bi mahsur yoktu. Artik sermaye muhafazakar kesime kayiyordu ve onlar da daha once belli bir elite ait olan kapitalist dunyanin meyvelerinden paylarina duseni almak istiyorlar. 

Fakat mahsuru olmasa da bir ikilem var bu Denizli Aya Sofya’sinda. Benim okudugum bildigim kadariyla Turk cemaat gelenegi tevazu ve paylasim uzerine kuruludur. Bu Bizans aristokratlarina ozenerek yapilmis “Bu benim, senin degil” diye bagiran spot isikli evler ise bu geleneklere olabildigince zit. Sadece bir ev degil bu; bu Swarovski tasli halilar, altin kapli musluklar, Cayenne marka SUV’ler, Gemisi olan Basbakan Cocuklari, 5 yildizli haremlik selamlik oteller.

Para harcamaya karsi degilim, tuketim ekonominin carklarini dondurur. Fakat daha belki o kadar yuksek marjinal tuketim eglimi  (MPC) ulasak kadar gelismedik ne dersiniz? Belki biraz daha Sufi gelenegini takip edip, Uzak Dogu’daki asya kaplanlarinin yaptigi gibi sermaye biriktirmeli, yatirim yapmali, bir sonraki kriz geldiginde eknomimizin yuzde 6 kuculmeyecegi kadar dunya piyasalarinda rekabet gucumuzu hissetirmeliyiz. Iste o zaman cari acigimiz da kuculur. Iste o zaman Turk sirketleri icin calisiriz. Iste o zaman yabanci sermaye diye aglamaz, IMF’nin her dedigini yapmayiz. Harcayalim ama gerektigi kadar, yarini da dusunerek. Cok harcayan toplum bugun, cok yatirim yapan toplum yarin zengin gozukur.