Bunu aslinda bir kac gun önce yazacaktim ama vakit bulmak simdiye nasip oldu. Burda “Wïrtschaft und Gesellschaft” (Ekonomi ve Toplum olarak cevilirilebilir ama aslinda ABD’deki Political Economy derslerinin Almanya karsiligi oluyor) seminerinde Sosyal Devletin gelisimiyle ilgili teorilerden bahsedereken bir tanesi özellikle ilgimi cekti.
Bu “functionalist” teoriye göre sosyal devlet, endüstri devrimi ile birlikte güc kaybeden iki kurumun gorevlerini yerine getirmek icin gelismistir. Bu iki kurum ise kilise (Türkiye’den bahsettgimizde cemaatleri dusunebiliriz daha çok) ve güclü aile yapisi.Sanayilesmeden önce cemaat ve aile yapilarinin yerine getirdigi fakirlerin bakimi, issizlik sigortasi, yaslilarin ve cocuklarin bakimi, yetenekli ama yoksul genclerin egitimi gibi seyleri (farkli ülkelerde farkli düzeylerde olmakla beraber) devlet yerine getirmeye basladi.
Türkiyeye baktigimizda ise, Cumhuriyet’le beraber devletin cemaatlerin etkiligini azaltmak icin bir savas baslattigini ama buna ragmen sosyal görevleri yerine getiremedigi icin ve 90li yillara kadar da sanayilesmekten çok uzak oldugu icin cemaatlere olan ihtiyacin devam etmesini engelleyemedigini görüyoruz. Her ne kadar devlet laik bi ülkede cemaatlere gerek yoktur ideolojisini benimsese de de görevsel (functional) acidan cemaatlerin gereksiz olmasini saglayamadi. Fakir cocuklari Fethullahci yada Suleymanci egitim kurumlari destekledi, yoksullara zekat sistemi sahip cikti, yaslilarin ve cocuklarin bakimi “Türk” aile yapisina uygun olarak ev hanimlarina düstü (Bu son nokta cemaatlerden ziyade kadinlarimizin is gucune katilma oranin görece düsük olmasiyla ilgili). Galiba bu teoriye göre, 1923′ten 2000 yilina kadar anayasamizda yazdigi gibi sosyal devlet olmayi basaramayinca, kacinilmaz bi sekilde cemaat devleti olduk.
Aklima gelen hizli bir dusunceydi sadece. Bu konuda yani sosyal devlet ve cemaatler arasindaki iliski konusunda arastirmalar varsa okumayi cok isterim.